28 Aralık 2009 Pazartesi

Şeytan icadı



Türkçe: yazılı anlatım dersi için yazdığım yazı. beğenildi, devamı istendi. ne dediler?

''20 yaşını geçmiş insanlardan çıkan aşklı sevgili hüzünlü ergen zırıltılarının arasında doğan bir güneş gibi parlamış yazar, semalarda 'ben buradayım' dercesine süzülüyor sözcükleri.''

Anonim

''ben öyle bişey demedim?''

Anonim

''Konuşma lan.''

Ben


****


‘’Bir insanın zihnine hükmedebilmek için onu zihinsel aktivitelerden uzak tutmanız gerekir.’’
Ben, az önce, Balkonda

Televizyonun icadı, üzerinde yaşadığımız coğrafyada çatlak seslerin çıkmasına zemin hazırlamış, bir takım insanın yoğun protestolarına maruz kalmıştır. Tarih kitaplarına ‘kara cehalet’ olarak geçen bu sıkıntılı süreç, televizyon ve etkilerinin geldiği bu noktada ‘lan yoksa?’ içerikli kafa karışıklıklarıyla hatırlanıyor. Televizyon gerçekten şeytanın karanlık icraatlarını yaparken insanları uyuşturmak için kullandığı bir araç mı? Bu senaryoda insanlığın akıbeti nasıl yazılmış? Şeytan bizden ne istiyor? Amacı ne, derdi ne yani? Hepsi az sonra!

Bundan uzun yıllar önce, televizyonun tek kanallı olduğu dönemde, televizyon Pazar geceleri garip diziler ile vakit öldürmek için kullanılırmış. Annemin anlattığına göre; televizyonlu ev sayısı hayli az olduğu için insanlar dizi geceleri televizyonlu evlere misafirliğe giderlermiş. Sırf televizyon izlemek için birinin evine gitmek ve istenileni aldıktan sonra aynen mekanı terk etmek bugün çok tartışılan sosyal yozlaşmanın ilk evresidir. Misafirlik denen şey iki satır muhabbet etmek, varsa bir demli çay içmektir. Peki televizyon izlerken muhabbet edilebilir mi? Hayır. Şimdi gelinen nokta şu; ‘insanlar apartmanlarda yaşıyor, komşusunu bile tanımıyor.’. E çünkü herkesin evinde televizyon var. Kıytırık bir dizi izlemek için kapı kapı gezen bir neslin evlatlarının televizyon sahibi olduktan sonra dışarı çıkmamasının nesi şaşırtıcı ki? Hemen güncel bir örnekle destekleyeyim düşüncemi; az önce oturmuş televizyon izlerken arkadaşlarıma kompozisyon yazmam gerektiğini ama aklıma konu gelmediğini söyledim. Bir süre cevap bekledim, gelmedi. Komik olması amacıyla yapılmış bir programı ifadesiz yüzlerle izliyorlardı. Sanırım başarısız bir programdı. Sorumu üsteledim fakat alabildiğim tek cevap ‘yazma kompozisyon’ oldu. Benim için kabul edilebilir bir öneri olsa da yazmam gerekiyordu. Sonra konuyu aniden buldum. Ne bulduğum rahatça tahmin edilebilir sanıyorum. Televizyon iletişimi öldürüyor.

Gavurun ‘subliminal message’ dediği bir kavram var. Buna göre; izlenen bir programda ekrana anlık bir görüntü yerleştiriliyor ve insanlar ne olduğunu anlayamadan yerleştirilen görüntüyü emiyor. Bu tekniği zamanında Coca Cola’nın kullandığı konuşulur. Sadece göz açıp kapama süresinde ekranda belirip kaybolan bir Coca Cola amblemi programı izleyen insanın aklına kola getiriyor ve kişi kola krizine giriyor. Günümüzde bu tekniğin kullanımı oldukça yaygın. Program jeneriğinden sonra giren ‘izlediğiniz programda sanal reklam uygulaması vardır’ uyarısı bilinçaltınıza bazı görüntülerin sokulacağını ve sizin en kısa zamanda reklamı yapılan ürünlere bir sürü para bayılacağınızı ima ediyor. Ve bence bu, televizyonun geldiği en tehlikeli noktadır. Zira hiç tanımadığımız kişiler bilinçaltımıza mesajlar gönderiyor ve bizi ele geçiriyor. Tekniğin en büyük hedefi tahmin edebileceğiniz üzere, çocuklar. Çocuklar bizim canımız, ciğerimiz fakat yönlendirilmeleri oldukça kolay. Bu yüzden kalabalık bir caddede her üç adımda bir ‘anne bana bundan alsana’ minvalli sızlanmalara tanık oluyoruz. Çocukların zihni televizyon tarafından ele geçiriliyor ve aynı çocuklar potansiyel birer yağlı müşteri haline geliyor. Bir çocuk televizyonda görüp beğendiği bir ürünün fiyatıyla ilgilenmez, ürünün reklamını verenler de ailenin ekonomik durumuyla ilgilenmez. Çocuk ister, aile kıyamaz, aile alır, babanın parası azalır, çocuk daha fazla ister, babanın parası biraz daha azalır. Gelinen noktada geçmişe dönüp ‘televizyon şeytan icadı’ diyen kara cahil büyüklerimize hak vermeden edemiyoruz.

Uzun bir zaman önce yayından kalkan Pokémon isimli çizgi dizinin yayından kalkmasının sebebinin kendini Pikachu sanıp 7. kattan atlayan bir çocuk olduğunu biliyoruz. Yayından kalktığı dönemde bu atlayışın nedenlerinden ziyade atlayan çocuğun aptallık derecesiyle ilgilendik, çünkü biz Pokémon izlemek istiyorduk. Hayır zaten Pikachu’nun uçma kabiliyeti de yoktu, o çocuk niye atladı ben hala anlamıyorum ve hala kızgınım o çocuğa. Ama şimdi kızgınlığımın yanında çocuğun niye öyle bir şey yaptığını merak etmek de var. Ve sanırım yavaş yavaş anlamaya başlıyorum. Üzerime ‘spideer maaann’ diyerek atlayan kardeşime baktıkça daha iyi anlıyorum o çocuğu. Yine de kızgınım, o ayrı.
Çizgi diziler de göründükleri kadar masum değiller. Birçoğu Amerikancı mesajlar veriyor, çocukları hiç olamayacakları şeyleri olmaya özendiriyor. Bu Amerikancı mesajların tespiti ve yol açacağı olası kültür erozyonu kahvehanelerde çay içip okey oynayan emekli öğretmenlerin ilgi alanı olduğu için bu konuda söz söyleme cesareti bulamadım. Fakat değinmeden geçemeyeceğim bir konu var. Şu; yeryüzünün en zararlı çizgi filmi Temel Reis’tir. Zira koca bir nesli ıspanak yemeye zorlamış, damak tatlarına telafisi zor hasarlar vermiştir. Ne yazık ki bir kutu ıspanak yiyip yumruk atarak tren durdurmaya çalışan bir çocuk olmadığı için Temel Reis hala yayında.


Televizyonun olumsuz etkilerini bir yana bırakıp bu etkilerin ülkemizdeki tezahürüne göz attığımızda ülkemizin ne vahim bir halde olduğu açıkça görülüyor. Geçen haftanın ülke genelinde en çok izlenen programları şöyle; Aşk-ı Memnu, Kurtlar Vadisi Pusu, Aşk-ı Memnu (özet). Yeni bölümünden geçtim, özetini bile reyting sıralamasında ilk 3’e sokmuş ülke. İnanamıyorum ya, dünya yavaş yavaş yok olurken insanlar oturmuş sakin sakin Aşk-ı Memnu izliyor. Bu derece tepkisiz bir toplumun elbette ki dahili ve harici bedhahları olacaktır. Kimsenin şikayet etmeye hakkı yok. Aynı listenin alt sıralarında Yemekteyiz, Dest-i İzdivaç, Müge Anlı ile tatlı sert gibi programlar gözümüze çarpıyor. Düzmece olduğunu sağır sultanın bile duyduğu programı ilk günkü heyecanla izleyen kitleyi anlamıyorum. Kitleden ziyade kütle demek geliyor içimden, diyemiyorum. Evet, televizyon ülkemizi ve vatandaşlarımızı etkisi altına almış, bütün ülkeye yengesiyle bazı terbiyesizce işler çeviren bir yeğenin ve sürekli birbirlerini öldüren bir dolu adamın hikayelerini izlettiriyor. Bu konuda tüm suçu televizyona yıkmak ne derece doğru bilmiyorum, o yüzden çuvaldızı insanlara da batırmam gerekiyor. Hazır konusu açılmışken, hakkı yenen Pokémon’u yayından kaldıranlara Aşk-ı Memnu denen diziyi yayından kaldırmak için karısıyla ilişkiye giren yeğenini tüfekle vuran bir adam mı beklediklerini sormak istiyorum. Pokémon’un yenen hakkını sonuna kadar savunacak bir cephe oluşturma aşamasındayım, şanlı kavgamız sonsuza uzanacak.

Teneşirin bile paklayamayacağı yaşlı başlı insanların koca aradıkları programları izleyen annelere/babaannelere sahip gençler olarak Atatürk’ün gençliğe hitabesinde üzerimize yüklediği sorumlulukları nasıl yerine getireceğimizi bilmiyorum. Muhtaç olduğumuz kudreti damarlarımızdan damla damla emen televizyondan kurtulamadığımız sürece dünyamız daha kötü bir hal alacak. Televizyonun zararları konusunda uzun soluklu bir araştırma yapan İsveç Akademisi’nden değerli bir profesörün konu hakkında verdiği beyanatla bitireyim; ‘’Kurtlar Vadisi Kanal D’deyken iyiydi de sonradan bozdu. İyiydi eskiden. Şimdi hükümet şakşakçılığı yapıyor.’’


***

Türkçe: yazılı anlatım dersi için yazdığım dilekçe örneği. beğenilmedi, hor görüldü. ne dediler?

''niye yazdın böyle bişeyi?''

Öğretmen

''ahahahahahaçokzel''

Merve

''bence boktan''

Engin

''Konuşma lan.''

Ben

****

Bizim fakültenin dekanlığına,

Sayın ilgili kişi, geçen gün yapılan fonetik vizesine gelemedim. öyle böyle değil acayip hastaydım yemin ediyom. gittim hocayla konuştum dilekçe yaz mazeret sınavı için dedi. mazeret sınavı felan bi ayar çekebiliyosak beni alın içeri yav.

ne olduğunu bilmiyorum ama yine de gereğini arz ederim
Namaste!

2 yorum:

göz ve nizam dedi ki...

kendini bihter zanneden genç kadın kocasının 17 tane erkek yeğeni olduğunu öğrenince kendini boğaz köprüsünden aşağı attı.
bu arada pokemonu é ile yazmışın çok takdir ettim=)

VoLCaNo dedi ki...

sonuna kadar arkandayız pokemon konusunda :)