13 Ocak 2010 Çarşamba

33 otuz üç 33

merhaba,

benim ismim adem. yakın geçmişte birçok sınıf arkadaşımdan daha çok sevdiğim laptopum çalındı. insanları tanıdıkça köpeğini daha çok sevdiğini söyleyen ezberci entellerden, marjinallik sevdalılarından, çomar fetişistlerinden uzunca bir süredir nefret ediyorum. fakat laptopumu bazı sınıf arkadaşlarımdan daha çok sevdiğimi söylüyorum. asacak mısınız beni bu ikiyüzlülüğüm için? kesecek misiniz? şu an bunu okuduğunuza göre muhtemelen bilgisayar sahibi, çağa ayak uydurmuş insanlarsınız. şimdi bilgisayarlarınıza bakın ve okuduğu textte karşılaştığı 'U2' yu 'vay two umm u iki ne hocam ya?' şeklinde telaffuz eden bir sınıf arkadaşınız olduğunu hayal edin. siz, bilgisayarınızı mı daha çok severdiniz sınıf arkadaşınızı mı? hatta daha ileri gidin ve aynı sınıf içinde molalarda ayşe özyılmazel şarkısı açıp dans eden, inatla, hiç bıkmadan 'dinimiz amin, bişey yaparım ki ben bunla, burası benim evimmiş meğersem' diyen insanlar hayal edin. burası sizin sınıfınız. hiçbir şekilde eğlence vaat etmiyor. yaralı parmağınıza işemeyen onlarca boş kafayla dolu. üstelik bebek taklidi yapanlar bile var. oha yani. bebek taklidi? yıl 2010?

final tarihi yaklaştıkça gün içinde yaklaşık 250 tane 'özgüvenli kız özlü sözü' linki paylaşan (örneğin: Şımarığım Biraz, Yaparım Bazen Naz, DeLiLikte Var Az, aLınganım, KaLbim Hassas. Bu SözLerimi Bi Kenara Yaz... :), umRumda mıSın Du Bakıyım .. vaLLa DeğiLsin xD, Sen piyonsun ben şah. Ben seni kaybedersem 2 puanım gider; sen beni kaybedersen oyun biter., HAYATTA İKİ ŞEYE GÜVENİYORUM; ..Bir aynaya baktığımda GÖRDÜĞÜME. .Bir de yukarı baktığımda GÖREMEDİĞİME.) arkadaşlarınız yavaş yavaş facebook semalarını terketmeye başlıyor. link postlama aralıkları açılıyor, dünyaya meydan okuyan o çok bilmiş yarak kafalı sözler yerlerini 'üni. kolay dediler finallerden bahsetmediler, üniye kapağı at gerisi kolay diyenleri booğmak isteyenner' gibi şeylere bırakıyor. bunların paylaşılma amacı nedir peki? elbette ki cümle aleme 'ben üniversiteye gidiyorum ve finallerim var ooff nası büyük sorumluluk var üzerimde amına koyim hamal gibiyiz resmen' altmetnini insanların kafasına sokabilmek. peki bundan çıkar nedir? like eden 4-5 abazan, comment atan birkaç garabet ve çokça ego pompası. yeeey. finallerden, vizelerden, ödevlerden uzun süredir şikayet etmiyorum. üstelik not bilgi sayfam içler acısı bir halde. ben mi malım? hayır, sen malsın, sen, yaşar usta.

bu facebook'tan kalkan kafalar notlara gömülüyor, gözler yorulduğu zaman tekrar facebook açılıyor ve birkaç tane daha 'ay finaller, vay sınavlar, uy sıçtık' linki paylaşılıyor. bu kısır döngüde muhataplarınızın online olduğu o kısa süreyi denk getirebilirseniz final tarihlerinizi onlara sorarak öğrenebilirsiniz. hatta laptopla birlikte çaldırdığınız, yaklaşık 2 aylık emeğiniz olan dönem sonu projesini yarım yamalak da olsa 2 gün sonraki teslim tarihine yetiştirebilmek için 2 gün uykusuz kalmayı göze almışsanız kendilerine 'senin proje bitmiş, yarın okula getir de ana hatlarıyla baştan savma bir şey aparayım, üçü beşi kurtarayım' diyebilirsiniz. bunu diyebilmek için yaklaşık 20 dakika dedikodu yapmanız gerekir ama. zerre sikinizde olmayan kız kuruntuları, rakip kızların çakma aksesuarları, rakip kızların kepçe kulakları... hepsi hakkında birkaç kelam duymak zorundasınızdır böyle bir kızdan projesini isteyebilmek için. tüm bunlara müthiş bir can sıkıntısına rağmen katlandıktan sonra elinize geçen 10 dakikalık bir sessizlik ve 'x is offline' olduğu zaman ana avrat kaymak farzdır. günah falan da değildir. kuran'da da yazıyor bu. sövün diyor. ben cümlenin ucunu kaçırdım zaten. ne dediydim en son bilmiyorum.

teklifi olabilecek en iğrenç, en ergen haliyle reddeden kızın yazılı anlatım dersi için yalvarmaları gelir aklınıza. 'keşke...' konulu bir kompozisyonu yazamayışı, tartışmasız bir geri zekalı gibi yardım dilenmesi.. oysa ilk kelimesi keşke... olan bir kompozisyon yazmak 20+ yaşında biri için zor olmamalı. özellikle ana dilinde yazacaksan. yarım saat içinde 3 tane kompozisyon yazmıştım, 3 kıza bölüştürmüştüm onları. düşününce saçma geliyor. öğretmen olma iddiasıyla eğitim alan 3 kişi anadilinde 1 sayfalık kompozisyon yazamıyor, bağıra bağıra ben eşşek olsam daha işlevsel olurdum diyor.. ve aynı kızlar tüm sınavlarda yüksek notlar alıyorlar. atama yapılacağı zaman bunlar dikkate alınacak ve bu kızlar liseli bebelere ders vermekle yükümlü olacaklar. allah aşkına bunlar bir öğrenciye ne verebilir ya? diyorum sizin sistem yanlış diye anlamıyosunuz beni bir türlü.

'sağlık olsun' dersiniz, bir de erkeklerde deneyeceksinizdir şansınızı. ararsınız samimi bir ilişkiniz olduğuna inandığınız bir arkadaşınızı ve aldığınız cevap 'sen yaparsın yav, kolay bişey zaten, birer sayfa' olur. amına kodum salağı yaparsın yav diyor. yapmadığım şey değil ama zaman kısıtlı göt. niye anlamak istemiyosun. geri zekalı mısın nesin arkadaş yaa..

sınav tarihlerini not almak için ihtiyaç duyduğunuz ufak bir kağıt parçasını istediğiniz kız kağıdının olmadığını söylüyor, yanındaki şişmana dönüp 'kağıt versene' diyor, yanındaki şişman, o yarım dünya, annesinin karnında ikizini yemiş o ökküz evladı 'kim istiyo?' diye soruyor ve sizin istediğinizi farkedince 'vermicem' deyip önündeki kağıtlardan yemeye başlıyor. bu tepkinin sebebi iki gün önce kendisi yüksek perdeden bebek taklidi yaparken uyku mahmurluğuyla sorduğunuz ve herkesin duyduğu 'yaşınız kaç sizin amına koyim ya?' sorusu olabilir diye düşünüyorsunuz baştan, ama bence değil. beni yatırıp sikmiş bile olsanız oda sıcaklığında beklemiş taşak bezi ebatlarında olan bir kağıdı sizden asla esirgemem. bunu deneyip sonucu kendi gözlerinizle görebilirsiniz.

ismim adem, bulunduğum sınıfa tanrı tarafından küçükken komşunun bahçesinden çaldığım narenciyenin cezasını çekmem için özellikle yerleştirildiğimi düşünüyorum. bir cehennem teaser'ı kabilinden, cehennemden tek farkı kaloriferlerin düşük ısıda yanması olan sınıfımda yapayalnızım. yan sınıflardan yükselen her kahkaha sesinde 'vay amk, bunlar hiç mi erik merik çalmamış lan' diye geçiriyorum içimden.

ders saatleri harici yaşadığım hayattan şimdilik bir şikayetim yok. kendisi güzel, eğlenceli bir hayat. bol kahkaha, az gözyaşı, biraz da cafer var. laptopum çalındıktan sonra d&r'a bayıldığım para net 78,50 lira. kötü haber, son aldığım kitap da birkaç saat önce bitti; iyi haber, çişim vardı az önce geçti şimdi. internet kafe tuvaletine girmekten utanıyorum. zekeriyayı küçük suya çıkarmışken 30-40 tane adam/kadınla aramdaki tek şeyin 12cm'lik bir duvar olması beni tedirgin ediyor.

evet, uzun bir zaman sonra ilk defa yine internet kafe koltuklarındayım. bu uzunlukta bir yazı yazmak için 2 tane sigara içerdim normalde, içemiyorum şimdi. büyük puntolarla sigara içmenin yasak olduğu, cebimdeki paradan daha yüksek bir miktarda cezası olduğu yazıyor.
en çok da laptopumu çalan itin bana ne büyük bir kötülük yaptığının farkında olmaması koyuyor. o çaldığı projeyle finalin %40'ını götürdü, iki vize zaten geçme barajının üç beş puan üstündeydi, finalden %40'lık bir kesinti o dersen kalmama yol açacak. orospu çocuğu bari ödevi göndereydin maille falan.

oturduğum masanın numarası 33. philips kulaklık da var. kalkmadan önce gözüme facebook'ta bir arkadaşımın çözdüğü test takıldı. konusu şu; Ne Zaman Hayata Veda Edeceksinn...

testi çözdüm ve sonuç 12/12/99 çıktı. öleli çok olmuş yav.. ben de diyorum uykum var ne zamandır...

cya.

3 yorum:

beyza dedi ki...

oy doydum. güzel olmuş çok.

ödev olayı da kötü olmuş. laptopun çalınması fikrini düşünemiyorum bile ağır depresyon sebebi, bi de üstüne tenezzül edip yazdığın ödev.

bi de üzüldüm yahu beterleri varmış demek. bak bunu okuma ihtimali olan başka bir arkadaşım da büyük ihtimal aynı şeyi düşünecektir. beterin beteri varmış.

şimdi gidip okulda tvaylayt üzerine edebi eleştiri yapası gelen, high school musical ve gossip girl fanı olan arkadaşlarımı bir bir öpesim geldi. ama tabii ki öpmeyeceğim.

Uğur ! dedi ki...

afiyet olsun.

laptopunun çalınmasına çok üzülüyorum. okulununda liseli tabiri yapılan kişilerinin varlığına hatta ihtimaline bile üzülüyorum. ama en çokta bu banalliğin her seferinde farkında olacağından ve de dikkatini asla başka yöne veremeyip her seferinde izleyeceğine üzülüyorum. üzülüyoum çünkü internet kafede pc başında yapacak bir aktiviten kalmadığında sırf saatin dolmadığını ve şimdi kalkma ile yarım saat sonra kalkma arasında parasal bir fark olmayacağından ötürü mousenin sol tuşuyla önce bütün simgeleri mavi kapsamına almak sonra onları rahat bırakıp sağ tuş yenile adımlarını 20 defa tekrarlamak mynetteki salak haberlere olsun bakiim moduna bile girmeye çalışmak hatta girmek katlanmak ve en sonundada aman belki burdaki saat ile kasadaki saat 5 dakka ileridir olurmu olur deyip 7 dakkada erkenden hesabı ödemeye gitmek. sonra internetten çıktığında soluduğun havanın esintisizliği akabinde insanların değişmiş yüzleri. avatar dünyasından gelmiş gibi hissetmek kendini.

o değilde maçlar başlıyor değil mi?

Adsız dedi ki...

I know, how it is necessary to act, write in personal