16 Şubat 2008 Cumartesi

Geçmiş,gerçekten geçmiş midir?

Nefret ettiğim topluluk mottosu.'Zaman herşeyin ilacıdır,zamanla herşey unutulur.'
Zaman sadece elmaları olgunlaştırır,onları da çürütür zaten.

'Yıl 1999.İki katlı sevimli bir ev.İçerisinde yaşayan 4 mutlu insan.Anne,baba ve iki çocuk.Çocuklardan birisi diğerinden 4 yaş büyük.Buna rağmen,küçük olanı inanılmaz parlak bir çocuk.Abisinin günlerce okuyup anlayamadığı,iki günden sonra sıkıldığı bilimum ahlaki ve toplumsal değerleri annesi ve babası yardımı ile bir bir öğreniyor.Mahalle,sokak ve yakın çevre hayran o çocuğa.Abisi ise boşbeleşin teki.Sokaklarda sürekli top oynuyor,mahalle ağzını çok iyi öğrenmiş,aptal saptal küfürler biliyor,bunlarla övünüyor.Abisine her yeni gün yeni şeyler öğretiyor o küçük çocuk.Abisi kıskanıyor onu,öyle çok seviyor ki,kıskanıyor.Altın günlerinde,mahalle oyunlarında küçüğe ilgi gösterildiği için kıskanıyor,yanından bir an olsun ayrılmasın istiyor.Hayatta gerçekten sevdiği tek şey,o küçük çocuk.Anne ve baba kavramlarından habersiz,anneyi yemek yapan,babayı para veren bilgisayar botları olarak görüyor.Ama o küçük.O bir ekmek kırıntılarını abisi ile paylaşıyor,abisine hayat dersi veriyor her saniye.Abisi şerefsiz,maddiyatçı,çıkarcı,pislik.Babasından aldığı paralar ile aldığı çikolataları hep kendisi yiyor,küçük kuru ekmek yerken abisi çikolata,bal,kaymak ile besleniyor.Öyle ya,o büyük.Günlük harçlığı daha fazla.Varsın yesin.Günler su gibi akıp geçiyor,hayat hep aileye gülüyor.Sonra bir gün geliyor.Büyük olana yeni bir çift ayakkabı alınıyor,simsiyah,parlak bir çift ayakkabı.Küçük de istiyor.Fakat aile zor günlerde,yeni ev almış,yeni mobilyalar almış.'Sana daha sonra alırız' diyorlar.Peki diyor küçük.Abisi olacak dangalak dalga geçiyor küçükle.'Terlik giyiyor ekekek' diyor küçüğe.Küçük umursamıyor,eline aldığı boyama kitabından bir sayfa açıyor,bir tavşanı griye boyuyor.Ertesi gün abisi okula gidiyor,yeni ayakkabıları evde bırakmış,eskilerini giymiş.Çocuk ayakkabıların çekimine kapılıyor,ayağına büyü olan o iki bez parçasını giyiyor,sokağa çıkıyor.Penguen gibi yürüyerek sokakta geziyor.O sırada bir mavi bir kamyonun içinde sabahın köründe içki içmiş bir gerizekalı var.Kamyon ile trafiğe kapalı sokağa giriyor.Çünkü şarhoş,çünkü ibne.Sokakta yol yapım çalışması var,belediye uyarı lehvasını kaldırıma koymuş,o gerizekalı da sokağın girişinden rahatlıkla geçiyor.Girdiği sokakta abisinin yeni ayakkabılarıyla gezen bir küçük çocuk var.Nur yüzlü,tombiş elli bir çocuk.Kumdan kale yapıyor kendisine.Sarhoş kamyonu ile çocuğun üzerine ilerliyor.Arkadaşları çocuğu uyarıyorlar,kamyon geliyor kaç diyorlar.Çocuk aniden ayağa fırlıyor,kaçacak.Ama ayağında büyük numaralı ayakkabılar var,ayağı takılıyor,düşüyor.Hayvan evladının sürdüğü kamyon ve içindeki hayvan evladı çocuğu fark etmiyor bile.Çocuk bakıyor,ağlıyor.Son gördüğü şey o mavi kamyonun mavi tamponu oluyor.Beyni parçalanıyor,o ufacık beyni.Gelecekte bilgisayar mühendisi olma hayalleri kuran o beyin,o grimsi,ufacık şey.Ve o bembeyaz yüz,kömür karası gözler,kan ile boyanıyor.Küçücük bedeni parçalanıyor.Ayağında siyah,parlak ayakkabılar.Annesi feryat figan sokağa çıkıyor,mahalle ayakta.Hayvan evladı hızla uzaklaşırken,küçüğün ruhu havalanıyor,cennete doğru süzülüyor.Annesinin o bakışları,o bakışları hiçbir kelime anlatamıyor.

O sırada abisi okuldan çıkmış,evine geliyor.Sokakta bir kalabalık.'Noluyo lan' diyerek ilerliyor kalabalığın içine doğru.Güçlü iki el sarıyor onu,ne olduğunu anlamadan gözlüklü,hafif kır saçlı bir adam bağrına basıyor.Ağlıyor adam,gözyaşları mavi önlüğünü ıslatıyor abinin.İyice incelediğinde anlıyor çocuk,ağlayan ve ona sıkıca sarılan adam babası.'Noldu baba' diye defalarca soruyor,defalarca cevap gelmiyor,adam sadece ağlıyor.Sonra ileriye doğru bakıyor.Olay mahalindeki herkes feryat figan.İlerlemeye çalışıyor,güçlü eller bırakmıyor onu.Ama o görüyor,yerde yatan küçücük,kanlar içindeki bedeni görüyor.Üzerindeki kıyafetten kardeşi olduğunu anlıyor.Bir anda ağlamaya başlıyor.Baba oğul,ağladıkça ağlıyorlar.
Gece yatağında giriyor çocuk.Ölümün ne olduğundan habersiz,kardeşini asla bir daha göremeyeceğinden habersiz,yıllarca aklına o kömür karası,pırıl pırıl gözlerin geleceğinden,aklına geldiğince ağlayacağından habersiz.
Hayata sövüyor çocuk.'Benim gibi bir işe yaramaz varken onu niye aldın diyor'.İsyan ediyor Allah'a.Bilmiyor ki hayat ibnenin daniskası.Hayat sadece ibnelik için var.
Gidenlerin gelmeyeceğini birkaç yıl sonra anlıyor çocuk,aklı başına biraz gelmiş.Hayat ve ölüm kavramlarını öğrenmiş.Kardeşi ile ortak hayalleri aklına geliyor.Birbirlerine söz vermişler,büyüyünce 'adam' olacağız diye.Hayattaki tek amacı kardeşine verdiği sözü yerine getirmek oluyor çocuğun.Yıllarca kendine geliyor,silkiniyor,o sözü tutacak.Çıkarı yok.Altıncı sınıfta ilk felsefe kitabını alıyor eline,'Böyle buyurdu Zerdüşt' isimli bir kitap.Öyle ya,hayatın gerçekten ne olduğunu merak ediyor çocuk.Ne için yaşadığını,kim olduğunu.Yıllar birbirini kovalıyor,büyüyor çocuk.
'Adam'lığın sadece akademik başarı ile olduğunu sanan öğretmenleri ve arkadaşları oluyor.Fakat o kardeşine verdiği sözü tutmuş.'Adam nedir' diye düşünerek geçirmiş yıllarını.Sonra kafasında belirlediği 'adam' profiline göre yaşamaya başlamış.En az kardeşi kadar yardımsever,en az kardeşi kadar sevgi dolu olmak istiyor,başardığından hala emin değil,sözünü tuttuğundan emin olmadığı gibi.Ama o hala çalışıyor bu sözü yerine getirmeye.İnsanlığa bir faydası elbet olacak.Bunun bilincinde.Onu kardeşi yukarıdan görüyor ya,ona yeter.İnsanlar,kuşlar,böcekler.Hiçbiri umurunda değil.Onu izleyen bir melek var,ona acı verdiği kadar haz veren bir melek.

Yıl 2008 oluyor,o çocuk büyüyor,sözünü tutmaya iyice yaklaşmış artık.Yeni bir kardeşi var,eskisi kadar saf ve temiz.Şimdi 10 yaşında.Ona her baktığında kardeşini,'Erdem'ini görüyor.Alper veya Erdem farketmiyor ona,zaman zaman Erdem'in reenkarne olduğu şüphesine bile kapılıyor.Erdem'e karşı yaptığı tüm yanlışları Alper'de telafi etmek istiyor.Tertemiz bir insan yapmak istiyor onu.Yavaş yavaş başarıyor bunu da,Alper'in payı çocuğunkinden daha büyük oluyor bu durumda.
Bir gün eve geliyor.Halısahaya gidecek akşam,eski ayakkabılarını arıyor çatıdaki ambar tarzı yerde.Gördüğü şey o iki siyah ayakkabı.İçinde kardeşinin can verdiği o iki ayakkabı.Eskisi kadar parlak değil.Hiç giyilmemiş.Alıyor eline,öpüyor,öpüyor o bir çift ayakkabıyı.


Ve çocuk bu satırları yazarken hüngür hüngür ağlıyor.Hayata küfrediyor,9 yıl önceki 'ben varken onu niye aldın?' yakarışında hala ısrarcı.
Bu satırları yazarken Erdem'in onu izlediğini biliyor,selam ediyor Cennet'e.

Burada herşey yolunda abim,sen keyfine bak..Hayat bildiğin gibi,hala ibne.Sana çarpan hayvan evladından şikayetçi olmadı babam.İki gün nezarette kalıp çıktı.İki yıl önce bana da çarptı,ayak parmağımı kırdı.Görmüşsündür gerçi.Aynı hayvan evladı beni senin yanına yollamaya çalıştı sanırım.Beceremedi gerizekalı.Dediğim ya,hayvan evladı.Beni bile öldüremedi.

Bak annen bana sesleniyor Erdem.'Yemek hazır gel şuraya' diyor.Biz hala yemek yiyoruz biliyo musun?Bıraktığın gibi.Ayakkabılarını da bir güzel temizledim bugün.Tertemiz oldular,öptüm onları bir güzel.Hala sen kokuyorlar.
Annemizi üzmeyeyim ben abim.Gidiyorum şimdi.Birazdan kardeşimiz gelecek bu bilgisayara,Kraloyun'dan araba yarışı oynayacak.İyi bak ona da,bozmasın bilgisayarı.

Öpüyorum temiz,pak alnından.Kendine iyi bak abim.
Tamam lan ağlamıyorum,sustum.valla.'Annemiz gözlerin niye kızarmış,ağladın mı sen?' diye sorarsa birşey çaktırma,ben hallederim.
Ağlamıyorum dedim ya lan,gözüme birşey kaçtı.
Gidiyorum ben artık.
Muhtemelen bulunduğun Cennet'e ben giremeyeceğim.
Malum,biz büyüdük kirlendi Dünya.Ama bizden gelen olursa iyi bak,selamlarımı söyle,tamam mı?
Görüşmek üzere..

Hiç yorum yok: