12 Ekim 2008 Pazar

Saklambaç..

*flashbebek*

yıl 1994, sıcak bir haziran günü.. bir sürü çocuk toplanmış saklambaç oynuyoruz.. şen kahkahalar, patlayan çanak çömlekler arasında zamanın nasıl geçtiğinden habersiz koşuşturuyoruz.. ebe duygu isimli bir kızdı, bir arabanın arkasına saklandım.. asla bulunamayacağımı sanıp kıs kıs güler halde sinmişim arabanın lastiğinin altına.. normal şartlarda duygu'nun beni bulması çok zor. fizik itibariyle ben davşan iken o kaplumbağa olduğu için bir anda fırlayıp sobe diye bağıracağımdan emin, avımın yaklaşmasını bekliyorum.. saymayı bitirdi, bulunduğum yere doğru temkinli adımlarla yürüyor.. bir, iki, üç...
'arabanın arkasında kız arabanın arkasında eheheheahae'
yoldan geçen büyük beden abiler yerimi söylüyor, kız da hevesle ebe bölgesine seğirtiyor.. yıkıldım. bulunduğum yerin koordinatlarını verenlere saldırmak istiyorum, yemiyor.. büyükler çünkü bayağı.. el bittiğinde ilk sobelenen ben olduğum için ben ebe oluyorum kurallar gereği..

on
dokuz
sekiz
...
bir
sıfır
önüm arkam sağım solum saklanmayan ebe

ve görevim başlıyor.. yaşıtlarımdan daha keskin gözlerim var o zamanlar. şimdi miyop oldular.. birinin bacağı, birinin çorabı derken hepsini teker teker bulup çıkartıyorum saklandıkları yerden.. herkes ortaya çıktıktan sonra bir kişi kalıyor bulunmamış. nuri.
nuri de bizimle saklambaç oynayan bir çocuk.. her nereye saklanmışsa henüz bulamamışım.. onu bulmadan da yeni el başlamayacak.. takriben 20 dakika nuri'yi arıyorum. annemin gitmemi yasakladığı için daha önce gidemediğim sokaklara bile gidiyorum, bahaneyle çevreyi tanıyorum..

-- orası --

yer yer çürümüş, camları toz ile kaplanmış, kapısında kocaman bir zincir olan bir yerdi.. sokaktaki tüm çocuklar korkardık ondan. geceleri önünden geçmek ömrümüzden ömür çalardı. sesler duyardık içeriden.. 'tık, tık, tık...' bu sessizliğinin altında bir şey olduğunu sanardık, hiç durmadan.. girmeye daha önce hiçkimse cesaret edememiş.. annem bile o binayı gördüğünden beri kapısının kilitli olduğunu, içeriye kimsenin girmediğini söyler.. uzun yıllar önce terkedilmiş.. içinde atılan son kahkakayı dedem bile duymamış belki.. ölesiye korkutuyor küçük kalplerimizi. örümcek ağları ile kapalı camları.. en soldaki camı kırık, karanlığa doğru uzanıyor..

-- orası --

arkadaşım caner iliklerimize kadar ürpermemize neden oluyor. 'nuri orasının camından içeriye düştü koşarken, ben gördüm' diyor.. çok sevdiğim bir arkadaşım nuri.. karanlığa terketmeye çocuk yüreğim el vermiyor.. aniden benliğimi silip süpüren bir coşku dalgası bilinmeze sürüklüyor beni.. 'içeri girip bakacam' diyorum aniden.. delirdiğimi sanıyor arkadaşlarım.. evet, delirdim.. nuri'yi oradan kurtarmak için oraya girmek akıl karı değil zira.
oraya baktığımda az önceki coşku yerini müthiş bir korkuya bırakıyor.. dışarısı bile yeterince korkunç görünen bu binanın içinde ne ile karşılaşacağımı kim bilebilir? fakat kilitlenmişim bir kere, arkamda bana anlamsız gözlerle bakan arkadaşlarıma sağ omzumun üstünden bir bakış attıktan sonra kırık camdan atlıyorum içeriye..

-- içeride --

ağzıma kaçan örümcek ağlarını tükürüyorum.. arada 'nuri' diye fısıldıyorum.. 'nuri..' karşılık alamıyorum sessizlikten.. biraz daha ilerliyorum içlere doğru.. tahta duvarlar çürümüş, yer yer yosun tutmuş.. loş bir ışık giriyor dışarıdan.. o loşlukta gördüklerimi sindirmeye çalışıyorum.. bir kanepe var tam karşımda, rengi siyaha dönmüş bir kanepe.. 'tak' olduğum yerde zıplıyorum.. küçücük yüreğim göğsümü yırtarcasına atmaya başlıyor.. 'ben sana ne yaptım?' diye soruyorum sessizliğe.. o kadar masumane bir soru ki, titrek sesimden etkilenip kendim ağlamaya başlıyorum.. geri çıkmam lazım oradan, fakat içeri atladığım kırık pencere ile zemin arasında benim boyumdan daha yüksek bir duvar var.. kapı ise kilitli. nasıl tırmanacağım ben oraya? gözlerimden akan yaşlar her saniye daha da çoğalıyor.. 'şıp, şıp..' çürük tahtaya damlayan gözyaşlarımın sesi ve korkak nefesler.. tüm duyabildiğim bu.. tekrar zıplıyorum olduğum yerde.. hamamböcekleri. her yerdeler.. hayatta en fazla iğrendiğim canlılarla aynı yerdeyim ve sayıları sürekli artıyor. gözlerimi sabitliyorum birisine.. ilerleyen yaşlarımda bile türdaşlarından ölesiye korkmama sebep olacak bir travmayı tetikleyen o böceğe.. hiç gocunmadan basıyorum üzerine.. çıkan o vıcık vıcık ezilme sesi mahvediyor beni tamamen.. burnumdan akan yaşları koluma siliyorum.. annemi düşünüyorum. beni ne çok seviyordu o.. bu halde olduğumu görse ne hissederdi? hıçkırıklarım şiddetleniyor.. sağa sola bilinçsizce koşmaya başlıyorum, nuri ise meydanda yok hala.. ve o an.....

-- yukarda --

kahredeyim, neden yarattım ki ben bunu? şuna bak, sümüğünü koluna siliyor, iğrenç bebe. benim dünyamda arkadaşı için en korktuğu işi yapmaya nasıl gönüllü oldu bu? ne zaman öğrenecek bireyselliği? ne zaman alacak o küçük beyni ona kendisinden başka kimsenin yardımı dokunmayacağını? ve ne zaman anlayacak birisine uzattığı yardım elinin kendi suratında bir tokat gibi patlayacağını? büyüsün hele, anlasın nasıl bir dünyada yaşıyor.. aha düştü gerizekalı.

-- yukarda --

-- içeride --

dizlerim kanamaya başladı.. bilinçsizce koşarken fena düştüm.. salya sümüğe şimdi de ter ve kan karıştı.. peki nuri? ben ona yardım etmek istemiştim sadece.. kötülük yoktu ki benim içimde, neden böyle oluyordu? allah'a dua ettim oturduğum yerden. nuri'yi kurtarmasını diledim.. peki beni kim kurtaracaktı? nuri kurtarır dedim.. allah'ın arkamda olduğunu hissetmemin getirdiği ucuz cesaretle toparlandım ve yerde bullduğum çürük tahtaları üst üste koyarak kırık pencereye ulaştım.. çıkarken camın kırılmış yerlerinin kollarımda açtığı yaralar acıtmıyordu nedense..

-- dışarıda --

bir şekilde attım kendimi dışarıya.. ağzım yüzüm toz, toprak içindeydi. terimle birleşip çamur olmuştu hatta. kulağım zonluyor, gözüm güneşe alışmak için kendini zorluyordu.. kollarımdan damla damla kan sızıyor, dizlerim ise acı vermeye başlıyordu..
'nuri'yi bulamadım' dedim.. bana iki beden bol gelen beyaz pantolonumu yukarıya doğru çekiştirdim, eve doğru gitmeye başladım.. annem kızacaktı kesin, çünkü kıyafetlerimi yeni giymiştim..

nurilerin evinin önünden geçiyordum, buğulu gözlerle baktım ikinci kattaki balkonlarına.. annesi huriye teyze balkonu yıkıyordu.. nuri'yi kaybettiğimi haykırmak istedim, sesim çıkmadı.. kapıdan elindeki salçalı ekmeği kemirerek çıkan bir çocuk gördüm sonra.. nuri.. ben onun için korkularımla yüzleşirken o oyundan sıkılıp evine gitmiş, annesine ekmek sürdürtmüş, onu kemiriyormuş..
gayriihtiyarı 'rrrrospunun çocuğu' diye bağırmışım..
tepki altında 'sabo' yazan sarı bir terlikle karşımdaki evin ikinci katından geldi.. son gördüğüm terliğin 42 numara olduğuydu.. sonra suratımda patladığını hissettim. nuri'nin annesi ettiğim küfre alınmış, protesto çekmiş bana yukarıdan.. terlik yavaş yavaş yere düşerken akıttığım gözyaşları da üzerine sinmişti..

nuri ile bir daha hiç konuşmadım.
ayrıca salak halisünasyonlar gören caner'in de amına koyayım ben buradan.

Hiç yorum yok: