lucid dreaming diye bir şey var, az önce uykumda ondan yapıyordum. legolas olarak gondor surlarının önünde peasant avlıyordum, catapultlarla aragorn, askerlerle gimli ve 2 tabur rohirrim ilgileniyordu. gandalf'ı çift okla deştikten sonra gözüm okçu kulesine takıldı, kuleden çıkan upgrade edilmiş, hasarı maksimize edilmiş ok suratıma doğru geliyordu... o an bir flaş patladı, her yer bembeyazdı, suratımda garip bir sızı hissettim, tüm sinirlerim gerilmişti.
uyandım ve tekrar uyuyamadım. ellerim titriyor ve yüzüm sızlıyor hala.
lucid dreaming sırasında kendini kaybedip ölen insanlar olduğunu da biliyorum, allahtan heallemiştim kendimi savaşa doğru yürümeden, yoksa ok cidden yiyecekti başımı. uyurken orta dünyada legolas olarak ölmek nası hüzünlü bi hikaye ya.. hayır bi de niye gondorla savaşıyoruz? kardeşi kardeşe kırdırıyorlar anasını satayım.
23 Şubat 2010 Salı
2 Şubat 2010 Salı
dileni-yorum-
deli defteri sahibi askerden dönmüş, dergi kaldığı yerden devam edecek yayın hayatına. sağda solda rastlarsanız alın para girsin kasamıza. bakın borç batağındayım malım mülküm de yok, hayal mahsullerimi, kelimelerimi satıyorum, kıyın paraya alın. lütfen.
allah benim memleketi de unutmuş ben gurbetteyken. zart zurt elektrik kesiliyor, kanalizasyonlar patlak, halk aç, yağmacılık almış yürümüş. lut kavmine dönmüşüz iyice. elektrik kesilince light saberim da çalışmıyor, hırsız mırsız girse savunmasız kalacaz anasını satayım. batıracak bıçağı adam. şindilik bu kadar.
annem bana hamileyken kimbilir ne hayaller kurmuştur.. okuyacak, doktor olacak, bize bakacak... pefff, 2 liralık dergi satılsın diye takla atıyorum. sorry mum :(
allah benim memleketi de unutmuş ben gurbetteyken. zart zurt elektrik kesiliyor, kanalizasyonlar patlak, halk aç, yağmacılık almış yürümüş. lut kavmine dönmüşüz iyice. elektrik kesilince light saberim da çalışmıyor, hırsız mırsız girse savunmasız kalacaz anasını satayım. batıracak bıçağı adam. şindilik bu kadar.
annem bana hamileyken kimbilir ne hayaller kurmuştur.. okuyacak, doktor olacak, bize bakacak... pefff, 2 liralık dergi satılsın diye takla atıyorum. sorry mum :(
28 Ocak 2010 Perşembe
13 Ocak 2010 Çarşamba
33 otuz üç 33
merhaba,
benim ismim adem. yakın geçmişte birçok sınıf arkadaşımdan daha çok sevdiğim laptopum çalındı. insanları tanıdıkça köpeğini daha çok sevdiğini söyleyen ezberci entellerden, marjinallik sevdalılarından, çomar fetişistlerinden uzunca bir süredir nefret ediyorum. fakat laptopumu bazı sınıf arkadaşlarımdan daha çok sevdiğimi söylüyorum. asacak mısınız beni bu ikiyüzlülüğüm için? kesecek misiniz? şu an bunu okuduğunuza göre muhtemelen bilgisayar sahibi, çağa ayak uydurmuş insanlarsınız. şimdi bilgisayarlarınıza bakın ve okuduğu textte karşılaştığı 'U2' yu 'vay two umm u iki ne hocam ya?' şeklinde telaffuz eden bir sınıf arkadaşınız olduğunu hayal edin. siz, bilgisayarınızı mı daha çok severdiniz sınıf arkadaşınızı mı? hatta daha ileri gidin ve aynı sınıf içinde molalarda ayşe özyılmazel şarkısı açıp dans eden, inatla, hiç bıkmadan 'dinimiz amin, bişey yaparım ki ben bunla, burası benim evimmiş meğersem' diyen insanlar hayal edin. burası sizin sınıfınız. hiçbir şekilde eğlence vaat etmiyor. yaralı parmağınıza işemeyen onlarca boş kafayla dolu. üstelik bebek taklidi yapanlar bile var. oha yani. bebek taklidi? yıl 2010?
final tarihi yaklaştıkça gün içinde yaklaşık 250 tane 'özgüvenli kız özlü sözü' linki paylaşan (örneğin: Şımarığım Biraz, Yaparım Bazen Naz, DeLiLikte Var Az, aLınganım, KaLbim Hassas. Bu SözLerimi Bi Kenara Yaz... :), umRumda mıSın Du Bakıyım .. vaLLa DeğiLsin xD, Sen piyonsun ben şah. Ben seni kaybedersem 2 puanım gider; sen beni kaybedersen oyun biter., HAYATTA İKİ ŞEYE GÜVENİYORUM; ..Bir aynaya baktığımda GÖRDÜĞÜME. .Bir de yukarı baktığımda GÖREMEDİĞİME.) arkadaşlarınız yavaş yavaş facebook semalarını terketmeye başlıyor. link postlama aralıkları açılıyor, dünyaya meydan okuyan o çok bilmiş yarak kafalı sözler yerlerini 'üni. kolay dediler finallerden bahsetmediler, üniye kapağı at gerisi kolay diyenleri booğmak isteyenner' gibi şeylere bırakıyor. bunların paylaşılma amacı nedir peki? elbette ki cümle aleme 'ben üniversiteye gidiyorum ve finallerim var ooff nası büyük sorumluluk var üzerimde amına koyim hamal gibiyiz resmen' altmetnini insanların kafasına sokabilmek. peki bundan çıkar nedir? like eden 4-5 abazan, comment atan birkaç garabet ve çokça ego pompası. yeeey. finallerden, vizelerden, ödevlerden uzun süredir şikayet etmiyorum. üstelik not bilgi sayfam içler acısı bir halde. ben mi malım? hayır, sen malsın, sen, yaşar usta.
bu facebook'tan kalkan kafalar notlara gömülüyor, gözler yorulduğu zaman tekrar facebook açılıyor ve birkaç tane daha 'ay finaller, vay sınavlar, uy sıçtık' linki paylaşılıyor. bu kısır döngüde muhataplarınızın online olduğu o kısa süreyi denk getirebilirseniz final tarihlerinizi onlara sorarak öğrenebilirsiniz. hatta laptopla birlikte çaldırdığınız, yaklaşık 2 aylık emeğiniz olan dönem sonu projesini yarım yamalak da olsa 2 gün sonraki teslim tarihine yetiştirebilmek için 2 gün uykusuz kalmayı göze almışsanız kendilerine 'senin proje bitmiş, yarın okula getir de ana hatlarıyla baştan savma bir şey aparayım, üçü beşi kurtarayım' diyebilirsiniz. bunu diyebilmek için yaklaşık 20 dakika dedikodu yapmanız gerekir ama. zerre sikinizde olmayan kız kuruntuları, rakip kızların çakma aksesuarları, rakip kızların kepçe kulakları... hepsi hakkında birkaç kelam duymak zorundasınızdır böyle bir kızdan projesini isteyebilmek için. tüm bunlara müthiş bir can sıkıntısına rağmen katlandıktan sonra elinize geçen 10 dakikalık bir sessizlik ve 'x is offline' olduğu zaman ana avrat kaymak farzdır. günah falan da değildir. kuran'da da yazıyor bu. sövün diyor. ben cümlenin ucunu kaçırdım zaten. ne dediydim en son bilmiyorum.
teklifi olabilecek en iğrenç, en ergen haliyle reddeden kızın yazılı anlatım dersi için yalvarmaları gelir aklınıza. 'keşke...' konulu bir kompozisyonu yazamayışı, tartışmasız bir geri zekalı gibi yardım dilenmesi.. oysa ilk kelimesi keşke... olan bir kompozisyon yazmak 20+ yaşında biri için zor olmamalı. özellikle ana dilinde yazacaksan. yarım saat içinde 3 tane kompozisyon yazmıştım, 3 kıza bölüştürmüştüm onları. düşününce saçma geliyor. öğretmen olma iddiasıyla eğitim alan 3 kişi anadilinde 1 sayfalık kompozisyon yazamıyor, bağıra bağıra ben eşşek olsam daha işlevsel olurdum diyor.. ve aynı kızlar tüm sınavlarda yüksek notlar alıyorlar. atama yapılacağı zaman bunlar dikkate alınacak ve bu kızlar liseli bebelere ders vermekle yükümlü olacaklar. allah aşkına bunlar bir öğrenciye ne verebilir ya? diyorum sizin sistem yanlış diye anlamıyosunuz beni bir türlü.
'sağlık olsun' dersiniz, bir de erkeklerde deneyeceksinizdir şansınızı. ararsınız samimi bir ilişkiniz olduğuna inandığınız bir arkadaşınızı ve aldığınız cevap 'sen yaparsın yav, kolay bişey zaten, birer sayfa' olur. amına kodum salağı yaparsın yav diyor. yapmadığım şey değil ama zaman kısıtlı göt. niye anlamak istemiyosun. geri zekalı mısın nesin arkadaş yaa..
sınav tarihlerini not almak için ihtiyaç duyduğunuz ufak bir kağıt parçasını istediğiniz kız kağıdının olmadığını söylüyor, yanındaki şişmana dönüp 'kağıt versene' diyor, yanındaki şişman, o yarım dünya, annesinin karnında ikizini yemiş o ökküz evladı 'kim istiyo?' diye soruyor ve sizin istediğinizi farkedince 'vermicem' deyip önündeki kağıtlardan yemeye başlıyor. bu tepkinin sebebi iki gün önce kendisi yüksek perdeden bebek taklidi yaparken uyku mahmurluğuyla sorduğunuz ve herkesin duyduğu 'yaşınız kaç sizin amına koyim ya?' sorusu olabilir diye düşünüyorsunuz baştan, ama bence değil. beni yatırıp sikmiş bile olsanız oda sıcaklığında beklemiş taşak bezi ebatlarında olan bir kağıdı sizden asla esirgemem. bunu deneyip sonucu kendi gözlerinizle görebilirsiniz.
ismim adem, bulunduğum sınıfa tanrı tarafından küçükken komşunun bahçesinden çaldığım narenciyenin cezasını çekmem için özellikle yerleştirildiğimi düşünüyorum. bir cehennem teaser'ı kabilinden, cehennemden tek farkı kaloriferlerin düşük ısıda yanması olan sınıfımda yapayalnızım. yan sınıflardan yükselen her kahkaha sesinde 'vay amk, bunlar hiç mi erik merik çalmamış lan' diye geçiriyorum içimden.
ders saatleri harici yaşadığım hayattan şimdilik bir şikayetim yok. kendisi güzel, eğlenceli bir hayat. bol kahkaha, az gözyaşı, biraz da cafer var. laptopum çalındıktan sonra d&r'a bayıldığım para net 78,50 lira. kötü haber, son aldığım kitap da birkaç saat önce bitti; iyi haber, çişim vardı az önce geçti şimdi. internet kafe tuvaletine girmekten utanıyorum. zekeriyayı küçük suya çıkarmışken 30-40 tane adam/kadınla aramdaki tek şeyin 12cm'lik bir duvar olması beni tedirgin ediyor.
evet, uzun bir zaman sonra ilk defa yine internet kafe koltuklarındayım. bu uzunlukta bir yazı yazmak için 2 tane sigara içerdim normalde, içemiyorum şimdi. büyük puntolarla sigara içmenin yasak olduğu, cebimdeki paradan daha yüksek bir miktarda cezası olduğu yazıyor.
en çok da laptopumu çalan itin bana ne büyük bir kötülük yaptığının farkında olmaması koyuyor. o çaldığı projeyle finalin %40'ını götürdü, iki vize zaten geçme barajının üç beş puan üstündeydi, finalden %40'lık bir kesinti o dersen kalmama yol açacak. orospu çocuğu bari ödevi göndereydin maille falan.
oturduğum masanın numarası 33. philips kulaklık da var. kalkmadan önce gözüme facebook'ta bir arkadaşımın çözdüğü test takıldı. konusu şu; Ne Zaman Hayata Veda Edeceksinn...
testi çözdüm ve sonuç 12/12/99 çıktı. öleli çok olmuş yav.. ben de diyorum uykum var ne zamandır...
cya.
benim ismim adem. yakın geçmişte birçok sınıf arkadaşımdan daha çok sevdiğim laptopum çalındı. insanları tanıdıkça köpeğini daha çok sevdiğini söyleyen ezberci entellerden, marjinallik sevdalılarından, çomar fetişistlerinden uzunca bir süredir nefret ediyorum. fakat laptopumu bazı sınıf arkadaşlarımdan daha çok sevdiğimi söylüyorum. asacak mısınız beni bu ikiyüzlülüğüm için? kesecek misiniz? şu an bunu okuduğunuza göre muhtemelen bilgisayar sahibi, çağa ayak uydurmuş insanlarsınız. şimdi bilgisayarlarınıza bakın ve okuduğu textte karşılaştığı 'U2' yu 'vay two umm u iki ne hocam ya?' şeklinde telaffuz eden bir sınıf arkadaşınız olduğunu hayal edin. siz, bilgisayarınızı mı daha çok severdiniz sınıf arkadaşınızı mı? hatta daha ileri gidin ve aynı sınıf içinde molalarda ayşe özyılmazel şarkısı açıp dans eden, inatla, hiç bıkmadan 'dinimiz amin, bişey yaparım ki ben bunla, burası benim evimmiş meğersem' diyen insanlar hayal edin. burası sizin sınıfınız. hiçbir şekilde eğlence vaat etmiyor. yaralı parmağınıza işemeyen onlarca boş kafayla dolu. üstelik bebek taklidi yapanlar bile var. oha yani. bebek taklidi? yıl 2010?
final tarihi yaklaştıkça gün içinde yaklaşık 250 tane 'özgüvenli kız özlü sözü' linki paylaşan (örneğin: Şımarığım Biraz, Yaparım Bazen Naz, DeLiLikte Var Az, aLınganım, KaLbim Hassas. Bu SözLerimi Bi Kenara Yaz... :), umRumda mıSın Du Bakıyım .. vaLLa DeğiLsin xD, Sen piyonsun ben şah. Ben seni kaybedersem 2 puanım gider; sen beni kaybedersen oyun biter., HAYATTA İKİ ŞEYE GÜVENİYORUM; ..Bir aynaya baktığımda GÖRDÜĞÜME. .Bir de yukarı baktığımda GÖREMEDİĞİME.) arkadaşlarınız yavaş yavaş facebook semalarını terketmeye başlıyor. link postlama aralıkları açılıyor, dünyaya meydan okuyan o çok bilmiş yarak kafalı sözler yerlerini 'üni. kolay dediler finallerden bahsetmediler, üniye kapağı at gerisi kolay diyenleri booğmak isteyenner' gibi şeylere bırakıyor. bunların paylaşılma amacı nedir peki? elbette ki cümle aleme 'ben üniversiteye gidiyorum ve finallerim var ooff nası büyük sorumluluk var üzerimde amına koyim hamal gibiyiz resmen' altmetnini insanların kafasına sokabilmek. peki bundan çıkar nedir? like eden 4-5 abazan, comment atan birkaç garabet ve çokça ego pompası. yeeey. finallerden, vizelerden, ödevlerden uzun süredir şikayet etmiyorum. üstelik not bilgi sayfam içler acısı bir halde. ben mi malım? hayır, sen malsın, sen, yaşar usta.
bu facebook'tan kalkan kafalar notlara gömülüyor, gözler yorulduğu zaman tekrar facebook açılıyor ve birkaç tane daha 'ay finaller, vay sınavlar, uy sıçtık' linki paylaşılıyor. bu kısır döngüde muhataplarınızın online olduğu o kısa süreyi denk getirebilirseniz final tarihlerinizi onlara sorarak öğrenebilirsiniz. hatta laptopla birlikte çaldırdığınız, yaklaşık 2 aylık emeğiniz olan dönem sonu projesini yarım yamalak da olsa 2 gün sonraki teslim tarihine yetiştirebilmek için 2 gün uykusuz kalmayı göze almışsanız kendilerine 'senin proje bitmiş, yarın okula getir de ana hatlarıyla baştan savma bir şey aparayım, üçü beşi kurtarayım' diyebilirsiniz. bunu diyebilmek için yaklaşık 20 dakika dedikodu yapmanız gerekir ama. zerre sikinizde olmayan kız kuruntuları, rakip kızların çakma aksesuarları, rakip kızların kepçe kulakları... hepsi hakkında birkaç kelam duymak zorundasınızdır böyle bir kızdan projesini isteyebilmek için. tüm bunlara müthiş bir can sıkıntısına rağmen katlandıktan sonra elinize geçen 10 dakikalık bir sessizlik ve 'x is offline' olduğu zaman ana avrat kaymak farzdır. günah falan da değildir. kuran'da da yazıyor bu. sövün diyor. ben cümlenin ucunu kaçırdım zaten. ne dediydim en son bilmiyorum.
teklifi olabilecek en iğrenç, en ergen haliyle reddeden kızın yazılı anlatım dersi için yalvarmaları gelir aklınıza. 'keşke...' konulu bir kompozisyonu yazamayışı, tartışmasız bir geri zekalı gibi yardım dilenmesi.. oysa ilk kelimesi keşke... olan bir kompozisyon yazmak 20+ yaşında biri için zor olmamalı. özellikle ana dilinde yazacaksan. yarım saat içinde 3 tane kompozisyon yazmıştım, 3 kıza bölüştürmüştüm onları. düşününce saçma geliyor. öğretmen olma iddiasıyla eğitim alan 3 kişi anadilinde 1 sayfalık kompozisyon yazamıyor, bağıra bağıra ben eşşek olsam daha işlevsel olurdum diyor.. ve aynı kızlar tüm sınavlarda yüksek notlar alıyorlar. atama yapılacağı zaman bunlar dikkate alınacak ve bu kızlar liseli bebelere ders vermekle yükümlü olacaklar. allah aşkına bunlar bir öğrenciye ne verebilir ya? diyorum sizin sistem yanlış diye anlamıyosunuz beni bir türlü.
'sağlık olsun' dersiniz, bir de erkeklerde deneyeceksinizdir şansınızı. ararsınız samimi bir ilişkiniz olduğuna inandığınız bir arkadaşınızı ve aldığınız cevap 'sen yaparsın yav, kolay bişey zaten, birer sayfa' olur. amına kodum salağı yaparsın yav diyor. yapmadığım şey değil ama zaman kısıtlı göt. niye anlamak istemiyosun. geri zekalı mısın nesin arkadaş yaa..
sınav tarihlerini not almak için ihtiyaç duyduğunuz ufak bir kağıt parçasını istediğiniz kız kağıdının olmadığını söylüyor, yanındaki şişmana dönüp 'kağıt versene' diyor, yanındaki şişman, o yarım dünya, annesinin karnında ikizini yemiş o ökküz evladı 'kim istiyo?' diye soruyor ve sizin istediğinizi farkedince 'vermicem' deyip önündeki kağıtlardan yemeye başlıyor. bu tepkinin sebebi iki gün önce kendisi yüksek perdeden bebek taklidi yaparken uyku mahmurluğuyla sorduğunuz ve herkesin duyduğu 'yaşınız kaç sizin amına koyim ya?' sorusu olabilir diye düşünüyorsunuz baştan, ama bence değil. beni yatırıp sikmiş bile olsanız oda sıcaklığında beklemiş taşak bezi ebatlarında olan bir kağıdı sizden asla esirgemem. bunu deneyip sonucu kendi gözlerinizle görebilirsiniz.
ismim adem, bulunduğum sınıfa tanrı tarafından küçükken komşunun bahçesinden çaldığım narenciyenin cezasını çekmem için özellikle yerleştirildiğimi düşünüyorum. bir cehennem teaser'ı kabilinden, cehennemden tek farkı kaloriferlerin düşük ısıda yanması olan sınıfımda yapayalnızım. yan sınıflardan yükselen her kahkaha sesinde 'vay amk, bunlar hiç mi erik merik çalmamış lan' diye geçiriyorum içimden.
ders saatleri harici yaşadığım hayattan şimdilik bir şikayetim yok. kendisi güzel, eğlenceli bir hayat. bol kahkaha, az gözyaşı, biraz da cafer var. laptopum çalındıktan sonra d&r'a bayıldığım para net 78,50 lira. kötü haber, son aldığım kitap da birkaç saat önce bitti; iyi haber, çişim vardı az önce geçti şimdi. internet kafe tuvaletine girmekten utanıyorum. zekeriyayı küçük suya çıkarmışken 30-40 tane adam/kadınla aramdaki tek şeyin 12cm'lik bir duvar olması beni tedirgin ediyor.
evet, uzun bir zaman sonra ilk defa yine internet kafe koltuklarındayım. bu uzunlukta bir yazı yazmak için 2 tane sigara içerdim normalde, içemiyorum şimdi. büyük puntolarla sigara içmenin yasak olduğu, cebimdeki paradan daha yüksek bir miktarda cezası olduğu yazıyor.
en çok da laptopumu çalan itin bana ne büyük bir kötülük yaptığının farkında olmaması koyuyor. o çaldığı projeyle finalin %40'ını götürdü, iki vize zaten geçme barajının üç beş puan üstündeydi, finalden %40'lık bir kesinti o dersen kalmama yol açacak. orospu çocuğu bari ödevi göndereydin maille falan.
oturduğum masanın numarası 33. philips kulaklık da var. kalkmadan önce gözüme facebook'ta bir arkadaşımın çözdüğü test takıldı. konusu şu; Ne Zaman Hayata Veda Edeceksinn...
testi çözdüm ve sonuç 12/12/99 çıktı. öleli çok olmuş yav.. ben de diyorum uykum var ne zamandır...
cya.
31 Aralık 2009 Perşembe
kesinti
bugün otobüsınan çanakkaleye doğru giderken bir orrrospu evladı laptopumu göçürdü raftan. mis gibi laptopum şu an bir orrrrrroospu evladının elinde, belki şimdi fotoğraflarıma bakıyordur ya da ne bileyim filmlerimi izliyordur. şimdi gel de küfürbaz olma. görkemin bilgisayardan yazıyorum bunu. kendi şu an tuvalette. bloguma yazı yazmak için birinin tuvalete gitmesini bekliyorum, çakal gibi boş bıraktığı bilgisayara sokulup o gelmeden bişeyler karalamaya çalışıyorum. neden? çünkü bugün bir anası sikişmişle aynı havayı soludum.
yeni bir bilgisayar alana kadar yazamam bi bok. hala bilgisayarı olan çalışma arkadaşlarım yazarlar.
hayır bilgisayarı çalıyosun da cep telefonumun şarz aletini niye alırsın piçççççççççççç?
yeni bir bilgisayar alana kadar yazamam bi bok. hala bilgisayarı olan çalışma arkadaşlarım yazarlar.
hayır bilgisayarı çalıyosun da cep telefonumun şarz aletini niye alırsın piçççççççççççç?
29 Aralık 2009 Salı
Anket
Sizde hangisi çakar. Lütfen oy kullanın, elinize yapışmaz sonuçta. Hem işaretlemeniz gereken seçeneği üste koydum ki yorulmayın, geçerken tıklayıverin. Bizde müşteri memnuniyeti esastır. Yalnız rica ediyorum sağ taraftaki kaşık anketinde yaptığınız zevzekliği yapmayın. 10 kişi gitmiş aha bu seçeneğini işaretlemiş. Hayır amacınızı söyleyin bilelim?
28 Aralık 2009 Pazartesi
Şeytan icadı

Türkçe: yazılı anlatım dersi için yazdığım yazı. beğenildi, devamı istendi. ne dediler?
''20 yaşını geçmiş insanlardan çıkan aşklı sevgili hüzünlü ergen zırıltılarının arasında doğan bir güneş gibi parlamış yazar, semalarda 'ben buradayım' dercesine süzülüyor sözcükleri.''
Anonim
''ben öyle bişey demedim?''
Anonim
''Konuşma lan.''
Ben
****
‘’Bir insanın zihnine hükmedebilmek için onu zihinsel aktivitelerden uzak tutmanız gerekir.’’
Ben, az önce, Balkonda
Televizyonun icadı, üzerinde yaşadığımız coğrafyada çatlak seslerin çıkmasına zemin hazırlamış, bir takım insanın yoğun protestolarına maruz kalmıştır. Tarih kitaplarına ‘kara cehalet’ olarak geçen bu sıkıntılı süreç, televizyon ve etkilerinin geldiği bu noktada ‘lan yoksa?’ içerikli kafa karışıklıklarıyla hatırlanıyor. Televizyon gerçekten şeytanın karanlık icraatlarını yaparken insanları uyuşturmak için kullandığı bir araç mı? Bu senaryoda insanlığın akıbeti nasıl yazılmış? Şeytan bizden ne istiyor? Amacı ne, derdi ne yani? Hepsi az sonra!
Bundan uzun yıllar önce, televizyonun tek kanallı olduğu dönemde, televizyon Pazar geceleri garip diziler ile vakit öldürmek için kullanılırmış. Annemin anlattığına göre; televizyonlu ev sayısı hayli az olduğu için insanlar dizi geceleri televizyonlu evlere misafirliğe giderlermiş. Sırf televizyon izlemek için birinin evine gitmek ve istenileni aldıktan sonra aynen mekanı terk etmek bugün çok tartışılan sosyal yozlaşmanın ilk evresidir. Misafirlik denen şey iki satır muhabbet etmek, varsa bir demli çay içmektir. Peki televizyon izlerken muhabbet edilebilir mi? Hayır. Şimdi gelinen nokta şu; ‘insanlar apartmanlarda yaşıyor, komşusunu bile tanımıyor.’. E çünkü herkesin evinde televizyon var. Kıytırık bir dizi izlemek için kapı kapı gezen bir neslin evlatlarının televizyon sahibi olduktan sonra dışarı çıkmamasının nesi şaşırtıcı ki? Hemen güncel bir örnekle destekleyeyim düşüncemi; az önce oturmuş televizyon izlerken arkadaşlarıma kompozisyon yazmam gerektiğini ama aklıma konu gelmediğini söyledim. Bir süre cevap bekledim, gelmedi. Komik olması amacıyla yapılmış bir programı ifadesiz yüzlerle izliyorlardı. Sanırım başarısız bir programdı. Sorumu üsteledim fakat alabildiğim tek cevap ‘yazma kompozisyon’ oldu. Benim için kabul edilebilir bir öneri olsa da yazmam gerekiyordu. Sonra konuyu aniden buldum. Ne bulduğum rahatça tahmin edilebilir sanıyorum. Televizyon iletişimi öldürüyor.
Gavurun ‘subliminal message’ dediği bir kavram var. Buna göre; izlenen bir programda ekrana anlık bir görüntü yerleştiriliyor ve insanlar ne olduğunu anlayamadan yerleştirilen görüntüyü emiyor. Bu tekniği zamanında Coca Cola’nın kullandığı konuşulur. Sadece göz açıp kapama süresinde ekranda belirip kaybolan bir Coca Cola amblemi programı izleyen insanın aklına kola getiriyor ve kişi kola krizine giriyor. Günümüzde bu tekniğin kullanımı oldukça yaygın. Program jeneriğinden sonra giren ‘izlediğiniz programda sanal reklam uygulaması vardır’ uyarısı bilinçaltınıza bazı görüntülerin sokulacağını ve sizin en kısa zamanda reklamı yapılan ürünlere bir sürü para bayılacağınızı ima ediyor. Ve bence bu, televizyonun geldiği en tehlikeli noktadır. Zira hiç tanımadığımız kişiler bilinçaltımıza mesajlar gönderiyor ve bizi ele geçiriyor. Tekniğin en büyük hedefi tahmin edebileceğiniz üzere, çocuklar. Çocuklar bizim canımız, ciğerimiz fakat yönlendirilmeleri oldukça kolay. Bu yüzden kalabalık bir caddede her üç adımda bir ‘anne bana bundan alsana’ minvalli sızlanmalara tanık oluyoruz. Çocukların zihni televizyon tarafından ele geçiriliyor ve aynı çocuklar potansiyel birer yağlı müşteri haline geliyor. Bir çocuk televizyonda görüp beğendiği bir ürünün fiyatıyla ilgilenmez, ürünün reklamını verenler de ailenin ekonomik durumuyla ilgilenmez. Çocuk ister, aile kıyamaz, aile alır, babanın parası azalır, çocuk daha fazla ister, babanın parası biraz daha azalır. Gelinen noktada geçmişe dönüp ‘televizyon şeytan icadı’ diyen kara cahil büyüklerimize hak vermeden edemiyoruz.
Uzun bir zaman önce yayından kalkan Pokémon isimli çizgi dizinin yayından kalkmasının sebebinin kendini Pikachu sanıp 7. kattan atlayan bir çocuk olduğunu biliyoruz. Yayından kalktığı dönemde bu atlayışın nedenlerinden ziyade atlayan çocuğun aptallık derecesiyle ilgilendik, çünkü biz Pokémon izlemek istiyorduk. Hayır zaten Pikachu’nun uçma kabiliyeti de yoktu, o çocuk niye atladı ben hala anlamıyorum ve hala kızgınım o çocuğa. Ama şimdi kızgınlığımın yanında çocuğun niye öyle bir şey yaptığını merak etmek de var. Ve sanırım yavaş yavaş anlamaya başlıyorum. Üzerime ‘spideer maaann’ diyerek atlayan kardeşime baktıkça daha iyi anlıyorum o çocuğu. Yine de kızgınım, o ayrı.
Çizgi diziler de göründükleri kadar masum değiller. Birçoğu Amerikancı mesajlar veriyor, çocukları hiç olamayacakları şeyleri olmaya özendiriyor. Bu Amerikancı mesajların tespiti ve yol açacağı olası kültür erozyonu kahvehanelerde çay içip okey oynayan emekli öğretmenlerin ilgi alanı olduğu için bu konuda söz söyleme cesareti bulamadım. Fakat değinmeden geçemeyeceğim bir konu var. Şu; yeryüzünün en zararlı çizgi filmi Temel Reis’tir. Zira koca bir nesli ıspanak yemeye zorlamış, damak tatlarına telafisi zor hasarlar vermiştir. Ne yazık ki bir kutu ıspanak yiyip yumruk atarak tren durdurmaya çalışan bir çocuk olmadığı için Temel Reis hala yayında.
Televizyonun olumsuz etkilerini bir yana bırakıp bu etkilerin ülkemizdeki tezahürüne göz attığımızda ülkemizin ne vahim bir halde olduğu açıkça görülüyor. Geçen haftanın ülke genelinde en çok izlenen programları şöyle; Aşk-ı Memnu, Kurtlar Vadisi Pusu, Aşk-ı Memnu (özet). Yeni bölümünden geçtim, özetini bile reyting sıralamasında ilk 3’e sokmuş ülke. İnanamıyorum ya, dünya yavaş yavaş yok olurken insanlar oturmuş sakin sakin Aşk-ı Memnu izliyor. Bu derece tepkisiz bir toplumun elbette ki dahili ve harici bedhahları olacaktır. Kimsenin şikayet etmeye hakkı yok. Aynı listenin alt sıralarında Yemekteyiz, Dest-i İzdivaç, Müge Anlı ile tatlı sert gibi programlar gözümüze çarpıyor. Düzmece olduğunu sağır sultanın bile duyduğu programı ilk günkü heyecanla izleyen kitleyi anlamıyorum. Kitleden ziyade kütle demek geliyor içimden, diyemiyorum. Evet, televizyon ülkemizi ve vatandaşlarımızı etkisi altına almış, bütün ülkeye yengesiyle bazı terbiyesizce işler çeviren bir yeğenin ve sürekli birbirlerini öldüren bir dolu adamın hikayelerini izlettiriyor. Bu konuda tüm suçu televizyona yıkmak ne derece doğru bilmiyorum, o yüzden çuvaldızı insanlara da batırmam gerekiyor. Hazır konusu açılmışken, hakkı yenen Pokémon’u yayından kaldıranlara Aşk-ı Memnu denen diziyi yayından kaldırmak için karısıyla ilişkiye giren yeğenini tüfekle vuran bir adam mı beklediklerini sormak istiyorum. Pokémon’un yenen hakkını sonuna kadar savunacak bir cephe oluşturma aşamasındayım, şanlı kavgamız sonsuza uzanacak.
Teneşirin bile paklayamayacağı yaşlı başlı insanların koca aradıkları programları izleyen annelere/babaannelere sahip gençler olarak Atatürk’ün gençliğe hitabesinde üzerimize yüklediği sorumlulukları nasıl yerine getireceğimizi bilmiyorum. Muhtaç olduğumuz kudreti damarlarımızdan damla damla emen televizyondan kurtulamadığımız sürece dünyamız daha kötü bir hal alacak. Televizyonun zararları konusunda uzun soluklu bir araştırma yapan İsveç Akademisi’nden değerli bir profesörün konu hakkında verdiği beyanatla bitireyim; ‘’Kurtlar Vadisi Kanal D’deyken iyiydi de sonradan bozdu. İyiydi eskiden. Şimdi hükümet şakşakçılığı yapıyor.’’
***
Türkçe: yazılı anlatım dersi için yazdığım dilekçe örneği. beğenilmedi, hor görüldü. ne dediler?
''niye yazdın böyle bişeyi?''
Öğretmen
''ahahahahahaçokzel''
Merve
''bence boktan''
Engin
''Konuşma lan.''
Ben
****
Bizim fakültenin dekanlığına,
Sayın ilgili kişi, geçen gün yapılan fonetik vizesine gelemedim. öyle böyle değil acayip hastaydım yemin ediyom. gittim hocayla konuştum dilekçe yaz mazeret sınavı için dedi. mazeret sınavı felan bi ayar çekebiliyosak beni alın içeri yav.
ne olduğunu bilmiyorum ama yine de gereğini arz ederim
Namaste!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
